
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 401 , Yorum : 111
Hoca Merhum bir defasında kadı ile oturmuş sohbet ederken içeri iki kişi girdi. Bunlar; evimizin önündeki sokağa bir köpek pisledi. Bunu hangimiz temizleyecek, diyorlar ve her ikisi de pisliğin öbürünün evine daha yakın olduğunu iddia ederek onun temizlemesi lazım geldiğini söylüyorlardı.
Hoca bir akşam eve giderken oradan birkaç tane talebenin geçtiğini görüp:
— Çocuklar haydin bizim eve gidelim, bu akşam çorbayı bizde içer hem de sohbet ederiz, der.
Talebeler maalmemnuniye kabul ederler. Hoca eve gelince Hanımına:
Akşehir\"in ağalarından hocanın bir ahbabı vardı. Bir gün Akşehir\"e gittiği zaman onu da ziyaret etmek istedi. Ağanın konağına yaklaştığında onu pencereden başını çıkarmış etrafı seyreder gördü. Ağa da hocayı görmüştü. Onunla görüşmek ve evine almak istemediğinden başını içeri çekti. Hoca eve gelip kapıyı çaldığında kapıyı hizmetçi açtı.
Anneannesinin sözleri yankilandi kulaklarinda: \"\"Oglum namaz hiç bu vakte birakilirmi?\"\" Anneannesinin yasi yetmise dayanmis, ama ezan
okundugu vakit yerinden siçrar, yasindan beklenmeyecek bir hizla abdestini alir ve namazini kilardi.
Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kaliyor, bu sebeple namazini alelacele eda ediyordu. Bunu düsünerek kalkti yerinden, gözü saate kaydi. Yatsi ezaninin okunmasina on bes dakika kalmisti. Basini her iki yöne pismanlikla sallayarak, "Yine geciktirdim namazi." dedi kendi kendine.
Peygamberimizin amcası Hazreti Abbas’ın oğullarındanmış Hazreti Abdullah… O da sevgili Peygamberimizle birlikte olma şerefine ulaşan, O’nun duasını alan nasipli çocuklardan biriymiş. Peygamberimizin vefatında henüz on üç yaşında olan Hazreti Abdullah’ın da bir çok mutlu hatırası varmış sevgili Peygamberimizle…
Bir gün, Peygamberimizin amcası Hazreti Abbas ile, o günlerde henüz çocuk yaşta bulunan oğlu Abdullah, beraberce Peygamberimizi ziyarete gitmişler. Ancak Peygamberimizden her zaman gördüğü iltifatı bu kez göremeyince, Hazreti Abbas ziyaretini kısa kesip dışarı çıkmış. Çıktıklarında, oğlu Abdullah’a:
Hz. Peygamberin, hakkında "ne güzel kul" diye buyurduğu sahabî.
Nesebî, Hâlid b. Velid b.Muğire b. Abdillah b. Amr b. Mahzum. Annesinin ismi Lübâbe olur. Hz Meymune\"nin yakın akrabasıdır. Hz. Hâfid\"in lakabı Seyfullah (Allah\"ın Kılıcı)\"dır. Hz. Peygamber (s.a.s.) Mute savaşındaki başarısından ötürü onu Allah\"ın kılıcı diye övmüştür. Künyesi Ebû Süleyman\"dır. Yedinci hicrî yılında müslüman oldu (İbn Hacer, el-İsâbe, I, 413)
Çok hadis rivâyet eden meşhur sahâbî.
Adı, Abdurrahman b. Sahr; künyesi, Ebû Hureyre\"dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüşşems idi. Hz. Peygamber onu, Abdurrahman (bazı rivâyetlere göre Abdullah, hattâ başka isimler de ileri sürülmektedir) diye adlandırdı (el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, t.y, III, 507). Ne sebeple Ebû Hureyre diye künye edindiğini kendisi şöyle açıklamıştır: "Bir kedi bulmuştum, onu elbisemin yeninde taşırdım; bundan dolayı Ebû Hureyre (kedicik babası) künyesiyle çağrılır oldum (ez-Zehebî, Tezkiretü\"l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32). Hayber gazvesi sıralarında Yemen\"den Medine\"ye gelip müslüman olmuştur (H. 7/M. 629) (ez-Zehebî, a.g.e., aynı yer). O tarihten itibaren Hz. Peygamber\"in vefâtına kadar ondan ayrılmayan bir sahâbîsi olmuş, kendisini onun hizmetine adamıştır. Hizmet süresi yaklaşık dört yılı buluyordu (İbn Kesir, el-Bidâye ve\"n Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113).
İkinci halife Hz. Ömer (r.a.)\"in oğlu ve mü\"minlerin annesi Hz. Hafsa\"nın ana-baba bir kardeşi, fâkih ve muhaddis sahâbî. Ebû Abdurrahman künyesi ile tanınan Abdullah\"ın annesi Zeynep bnt. Maz\"un el-Cümeyhî\"dir
Bir nebî veya velî olduğu ihtilâflı; ancak çoğunluğun tercihine göre hakim bir şahsiyet.
Kur\"ân-ı Kerîm\"de Lokman adı iki yerde geçer (Lokman, 31/12,13). Kelime, ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyşlilerin Lokman\"ı Hz. Peygamber (s.a.s)\"e sormalarıdır.
Cüneyd-i Bağdâdî ordu ile bir sefere katıldı. Ordu kumandanı ona bâzı şeyler gönderdi. O da istemeyerek alıp, asker ve gâzilerin muhtaçlarına dağıttı. Bir gün öğle namazını kıldıktan sonra oturup;
"Niçin o şeyi kabûl ettim?" diye kendi kendini kınıyordu. O sırada uykusu gelip uyudu. Rüyâsında, çok süslü bir takım köşkler gördü.
"Bunlar kimin?" diye sordu.
Karen\"de parlayan pırlanta ....
Efendimiz\"in (Sallallahü aleyhi ve sellem) bilinen iki hırkası vardır. Bunlardan biri Kaside-i Bürde\"nin yazarı büyük şair Kaab bin Züheyr\"e verilir ki, Topkapı Sarayı\"nı ziynetlendirir. Diğeri de Kareli Üveys\"e gönderilir. Hasılı bu iki kutlu miras da İstanbulumuz\"a nasip olur. Belki de ona bu yüzden İslambol derler... Kimbilir? Peki siz Karen adında bir yer duydunuz mu? Yalanı yok ya, ben duymamıştım. Ta ki Veysel Karani hakkında bir şeyler okuyana kadar.
Ahmed Rufai Hazretleri, bir gün talebelerine:
- İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin, dedi.
Müritlerinden biri:
- Efendim, sizde büyük bir ayıp var, diye cevap verdi.
ALÂÜDDİN ATTÂR (K.S.) ANLATIYOR
Şâh-ı Nakşibend hazreteleri beni kabul edince, kendilerini o kadar sevdim ki, sohbetlerinden ayrılamayacak hâle geldim. Bu halde iken, bir gün bana dönüp;
\"\" Sen mi beni sevdin, ben mi seni sevdim?\" buyurdu.
Şeyhulislâm Zenbilli Ali Efendi (rh.), zamanın en büyük âlimlerindendi. Herkes tarafından sevilir ve sayılırdı. Sık sık tertip ettiği sohbet toplantıları çok samimi bir hava içinde geçerdi. Her sohbeti ayrı bir güzellikte olur, dinleyenleri coştururdu.