
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 418 , Yorum : 170
Bir gün hoca merhum, camiden çıkıp eşeğine binmiş eve gidiyordu, arkasında cemaat vardı. Hoca arkasını cemaata dönmeyi uygunsuzluk sayıp eşeğe ters bindi.
Cemaat hocanın bu hareketine bir mânâ verememişlerdi.
— Ne oluyor hoca? Merkebe neden ters bindin? dediler.
Bir gün hoca merhum, oğlunu eşeğe bindirmiş kendisi arkasından ağır ağır yürüyerek köye gidiyorlarmış. Yolda bunları görenler:
— Dünya tersine döndü galiba! Baksana hale! ihtiyar adam yerde yürüyor da parmak kadar çocuk eşeğin üzerinde. Ne ayıp şey değil mi? diye söylenmeye başlamışlar.
Nasreddin hoca Akşehir\"de ara-sıra pazara iplik çıkarır satarmış. Fakat hocayı hep kandırırlar ipini değerinden aşağı alırlarmış. Hoca, durumdan kurtulmak için bu sefer yün iplikleri kurumuş bir deve başı bularak ona sarmış. Hoca, iplikle pazara çıktığı zaman iplikçi:
__ Bu nasıl yumak böyle yahu!.. Ne var bunun içinde?, demiş.
Birkaç papaz aralarında; Hazreti Muhammed göğe çıktıydı, çıkmadıydı, çıktıysa nasıl çıktı gibi bir takım yersiz tartışmaya girmişler. En sonunda göğe çıkması imkânsız, fakat biz bunu gidip bir de hocadan soralım diye Nasreddin merhumun yanına gelip:
— Hoca, bizim bir meselemiz var. Bu hususta bize yardım eder misin? demişler.
Akşehir\"in ağalarından hocanın bir ahbabı vardı. Bir gün Akşehir\"e gittiği zaman onu da ziyaret etmek istedi. Ağanın konağına yaklaştığında onu pencereden başını çıkarmış etrafı seyreder gördü. Ağa da hocayı görmüştü. Onunla görüşmek ve evine almak istemediğinden başını içeri çekti. Hoca eve gelip kapıyı çaldığında kapıyı hizmetçi açtı.
Komşunun biri hocadan bir gün merkebini istedi. Hoca:
— Dur bir dakika! Kendisine sorayım eğer gönlü varsa alâ, ama gönlü yoksa veremem, deyip içeri girer.
Adam dışarda neticeyi beklemektedir. Hoca gelir ve der ki:
— Kendisine sordum, emin ol ki hiç niyeti yok.
Adam:
Timurlenk, ordusunda kullandığı fillerden bir tanesini hoca merhumun bulunduğu köye gönderir ve arkasından da:
— Bu file elinizden geldiği kadar bakacak ve besleyeceksiniz, diye haber yollar.
Fil köyde istediği gibi dolaşmakta, dilediği bağ ve bahçeden beslenmektedir. Kimse çıkıp da:
Hoca merhumun huzuruna bir adam gelip, dâvâcı olduğu zat hakkında attı, tuttu. Hoca merhum adamı sonuna kadar dinledikten sonra:
— Haklısın sen!... dedi.
Biraz sonra hakkında konuşulan adam geldi Hoca merhumun huzuruna. O da başladı hasmının hakkında konuşmaya. Hoca merhum onu da sonuna kadar dinledikten sonra, baktı o da gayet haklıya benziyor:
— Sen de haklısın arkadaş, dedi.
Hoca merhum, her akşam yatarken:
__ Ya Rabbi! Yüz altın isterim.. Doksandokuz olursa almam, derdi.
Hocanın bir de yahudi komşusu vardı. Her akşam hoca komşunun bu şekil dua ettiğini duyunca denemeye karar verdi. Bir akşam yine hoca merhum duasını bitirip sonunda da:
Timurlenk\"e iyi bir eşek vermişlerdi. Eşek saray bahçesine gelince, padişahın dalkavukları eşeği methetmeğe başladılar. O kadar övüyorlardı ki, hoca merhum duramadı:
— Bu eşek o kadar kabiliyetli bir hayvan ki, kitap bile okuturum ben buna, dedi.
Uç papaz, Akşehir\"e hoca merhum ile tanışmaya ve bazı sorular sormaya geldiler. Bir meydan yerine toplanarak konuşacaklardı. Papazlar ve kalabalık halk topluluğu meydan yerini doldurmuştu.
Hoca merhum, bir gün camide vaaz etmek için kürsüye çıkmıştı. O anda cemaate anlatacak bir şey gelmedi aklına ve beklemeye başladı:
Hoca merhuma adamın biri haberi olmadan gelip «Şak> diye bir tokat vurur. Hoca doğru mahkemeye... Kadı:
Hoca merhum, bahçesinden bir sepet ayva toplamış Timur\"un sarayına gidiyordu. Yolda bir ahbabı:
— Nereye böyle hoca efendi? diye sordu. Hoca:
— Timur\"u ziyarete gidiyorum, dedi. Adam
Hoca merhumdan bir komşusu:
— Kırk yıllık sirke lâzım. Sizde olduğunu duydum var mı acaba? diye sordu