
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 418 , Yorum : 170
Sevgili çocuklar, Peygamber Efendimiz, kendisine peygamberlik gelmezden önce, Mekke yakınlarındaki Hira isimli mağarada, yüceler yücesi Allah’ı, uçsuz bucaksız evreni ve insanların halini düşünür dururmuş…
Bir gün Cebrail isimli melek Ona, Allah’tan “Oku!” emrini getirmiş… Oysa o günlerde insanlar okumayı terk etmiş, bilgisizlik, başıboşluk ve sorumsuzluk içindeymişler.
Sevgili çocuklar, Peygamberimize uzun yıllar hizmet eden Enes’in hatıralarından bahsedeceğim. Peygamber Efendimizle ilk tanışmalarını şöyle anlatıyor. Hazreti Enes :
“Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiğinde, ben on yaşındaydım. Annem elimden tutarak beni Peygamberimizin yanına götürdü ve :
Enes’i dinlemeye devam ediyoruz : “Yine bir gün arkadaşlarımla birlikte oynarken, Peygamberimiz beni çağırmak için yanımıza kadar geldi ve bizlere: “Allah’ın selâmı üzerinize olsun çocuklar” dedi. Peygamberimizin bize değer vererek büyükler gibi selamlaması bizi çok sevindirmiş ve çok hoşumuza gitmişti.
Sevgili Peygamberimiz, Müslüman olsun-olmasın, bütün çocuklara ilgi gösterirmiş. O, Medine’de yaşayan bütün çocuklara hep şefkat ve merhametle davranırmış. Bakın, Hazreti Enes ne anlatıyor :
“Peygamberimize bazı zamanlarda hizmette bulunan bir Yahudi çocuk hastalanmıştı. Birlikte, geçmiş olsun dileğinde bulunmak için onu ziyarete gittik.
Sevgili çocuklar, Hazreti Enes’in bu kez acı bir hatırasını dinleyeceğiz kendisinden. Bakın neler anlatıyor:
“Çocuklarına karşı Hazreti Peygamber’den daha şefkatli olan hiç kimse görmedim. Oğlu İbrahim dünyaya geldiğinde, Peygamberimiz çok sevinmiş ve kendisine bu müjdeyi getiren kişiye büyük bir ödül vermişti.
İbrahim’in doğum haberini de etrafındakilere şöyle müjdelemişti: “Bu akşam benim bir oğlum dünyaya geldi. Ona Peygamber babamız İbrahim’in ismini verdim.”
Sevgili çocuklar, biliyor musunuz? Hazreti Enes, aynı zamanda iyi bir okçuymuş… O, ok atmaya küçük yaştan itibaren meraklıymış. Bu merakı sayesinde de kısa sürede başarılı bir okçu oluvermiş. Hatta sonraki yıllarda, okçuluk sanatını yakınlarına da öğretmiş. Ancak ne zaman bir yarışma yapsalar, her defasında Hazreti Enes birinci olurmuş.
Hazreti Enes bir gün sevgili Peygamberimizden, Kıyamet gününde, kendisine özel olarak şefaat etmesini istemiş. O da şefaat edeceğine dair söz vermiş. Ancak Hazreti Enes, şefaate nerede ihtiyaç duyacağını bilemiyormuş …
Bunun üzerine: “Başım nerede sıkışır ey Allah’ın Resulü? Söyleseniz de sizi orada arasam, ”diye sormuş. Peygamberimiz: “Beni ilk önce Sırat’ta ara!” cevabını vermiş.
Biz yine Hazreti Enes’ten bahsetmeğe devam edelim. Bu kez sevgili Peygamberimizin ona vermiş olduğu öğütleri, yapmış olduğu güzel tavsiyeleri aktaralım isterseniz. Enes diyor ki : “Bana Peygamberimizin ilk tavsiyesi şu oldu: “Sana sır olarak verdiğim şeyleri kimseye açıklama! Güvenilir bir kişi ol!”
Bundan dolayı, annem ve Peygamberimizin hanımları, benden Peygamberimize ait gizli konuları sorduklarında, kesinlikle söylemezdim. Onun sırrını asla başka kimseye de söylemedim. Peygamberimizin bana diğer tavsiyeleri şöyleydi:
Sevgili çocuklar, isterseniz biraz da Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin’den bahsedelim. Pekiyi, onların kim olduğunu biliyor musunuz? Bir çoğunuzun “Peygamberimizin torunları” dediğini duyar gibiyim. Evet iyi bildiniz. Onlar sevgili Peygamberimizin kıymetli torunlarıydı… Gelin şimdi onlarla ilgili hatıraları dinleyelim…
Sevgili çocuklar, Peygamber Efendimize en çok benzeyen kişilerden biri de Hazreti Hasan’mış. O, Hazreti Ali ile Hazreti Fatıma’nın ilk çocuklarıymış. Hasan, Hicret’ten üç yıl sonra dünyaya gelmiş… Hüseyin ise bir yıl kadar sonra.. Gerek Hasan, gerekse Hüseyin, doğdukları andan itibaren sevgili Peygamberimizin ilgisini ve sevgisini kazanmışlar.
“Mutluluk Çağı”nın güzel günlerinden bir gün, Hasan ile Hüseyin’in kayboldukları haberi ulaşmış Peygamberimize… Yanındakilere, “Kalkın yavrularımı arayalım” demiş.
Beraberce torunlarını aramaya başlamışlar. Sonunda, bir dağın eteğinde, iki kardeşi bir birine sarılmış olarak bulmuşlar. Karşılarında ise ağzını açmış korkunç bir yılan duruyormuş… Peygamberimiz hemen onları kucaklayarak omzuna almış ve eve getirmiş… Kim bilir, Hasan ve Hüseyin ne çok korkmuşlardır değil mi çocuklar?...
Sevgili çocuklar, “Mutluluk Çağı”nın, mutlu çocuklarından biri de, sevgili Peygamberimizin evlat edindiği Zeyd’in, Üsâme isimli oğluymuş.
Üsâme de, Peygamber Efendimize yakın olma şerefine ulaşan şanslı ve mutlu çocuklardan biriymiş. Hasan ile aralarında yaş farkı olmasına rağmen, beraberce oynarlar, Peygamberimiz tarafından beraberce sevilirlermiş. Üsâme, Peygamber Efendimizin, onlara karşı sevgi dolu davranışını şöyle anlatıyor:
Peygamberimizin amcası Hazreti Abbas’ın oğullarındanmış Hazreti Abdullah… O da sevgili Peygamberimizle birlikte olma şerefine ulaşan, O’nun duasını alan nasipli çocuklardan biriymiş. Peygamberimizin vefatında henüz on üç yaşında olan Hazreti Abdullah’ın da bir çok mutlu hatırası varmış sevgili Peygamberimizle…
Bir gün, Peygamberimizin amcası Hazreti Abbas ile, o günlerde henüz çocuk yaşta bulunan oğlu Abdullah, beraberce Peygamberimizi ziyarete gitmişler. Ancak Peygamberimizden her zaman gördüğü iltifatı bu kez göremeyince, Hazreti Abbas ziyaretini kısa kesip dışarı çıkmış. Çıktıklarında, oğlu Abdullah’a:
Hazreti Abdullah, kendisi için çok değerli olan Peygamber Efendimizin öğütlerini bizlere şöyle anlatır: “Bir gün Peygamber Efendimiz devesine binmişti. Ben de onun terkisinde, yani arkasında oturuyordum. Bana şöyle buyurdu:
“Abdullah! Öncelikle sana şunları öğretmek isterim. Genişlik zamanında Allah’a kendini sevdir ki, O da seni sıkıntılı zamanında tanısın ve sevsin. Allah’ın, emir ve yasaklarına önem ver ki, Allah da sana önem versin, seni gözetsin. Allah’ın hakkını gözet ki, O’nu yanıbaşında bulasın.”
Peygamberimiz, sevgisini çocuklara belli etmek için zaman zaman onları atının veya bindiği devenin üzerine alırmış. Peygamberimizle birlikte her hangi bir bineğe binmek, çocuklar için ayrı bir neşe ve övünç kaynağı olurmuş.
Peygamber Efendimiz, yanındakilere sık sık şu öğütte bulunurmuş: “Çocuklarınıza iyilikte bulunun, onlara hediye verin ve onları güzel bir şekilde terbiye edin.”
Kendisi de bütün çocuklara karşı son derece cömert davranır, onlara çeşitli hediyeler verirmiş. Bir defasında, Habeşistan Kralı Necâşi’nin hediye olarak gönderdiği değerli bir altın yüzüğü, Ümâme adındaki kız torununa hediye etmiş. Ümâme de bunu çok değerli bir hatıra olarak saklamış…