Tepe Menü

Ana Menü

Alt Menüler Kategoriler

İçerik

HOŞGELDİNİZ , Toplam : 408 , Yorum : 111

 

Peygamberimizin amcası Hazreti Abbas’ın oğullarındanmış Hazreti Abdullah… O da sevgili Peygamberimizle birlikte olma şerefine ulaşan, O’nun duasını alan nasipli çocuklardan biriymiş. Peygamberimizin vefatında henüz on üç yaşında olan Hazreti Abdullah’ın da bir çok mutlu hatırası varmış sevgili Peygamberimizle…


 

Bir gün, Peygamberimizin amcası Hazreti Abbas ile, o günlerde henüz çocuk yaşta bulunan oğlu Abdullah, beraberce Peygamberimizi ziyarete gitmişler. Ancak Peygamberimizden her zaman gördüğü iltifatı bu kez göremeyince, Hazreti Abbas ziyaretini kısa kesip dışarı çıkmış. Çıktıklarında, oğlu Abdullah’a:

- Oğlum, Peygamberimizin bana nasıl davrandığını gördün mü? Sanki beni görmekten memnun olmamış gibiydi, diye dert yanmış. Abdullah: “İyi ama babacığım, yanında bir adam vardı. Onunla fısıldaşıp duruyordu,” diyerek karşılık vermiş.

Oysa Hazreti Abbas, Peygamberimizin yanında kimseyi görmemiş. Bu yüzden oğluna inanmak istememiş. Ancak Abdullah’ın çok dikkatli ve zeki bir çocuk olduğunu bildiği için tekrar içeri girmeye karar vermiş. Fakat içeriye girdiklerinde de Peygamberimizden başkasını görememişler.

Hazreti Abbas: “Ey Allah’ın Resulü! Senin huzurundan çıkınca Abdullah’a bizimle pek ilgilenmediğini söyledim. O da, senin biriyle fısıldaşarak konuştuğundan bahsetti. Yanında gerçekten biri var mıydı?” diye sormuş.

Bunun üzerine peygamberimiz, Abdullah’a dönerek : “Abdullah! Sen onu gördün mü?” diye sormuş. Abdullah da: “Evet gördüm,” karşılığını vermiş. Sevgili Peygamberimiz de: “Amca o Cebrail’di. Kendisiyle meşgul olduğum için seninle konuşamadım,” açıklamasında bulunmuş…

Sevgili çocuklar, Cebrail isimli melek, Peygamberimizin yanına bazen insan görünümünde gelirmiş. Biliyorsunuz, melekler rahatlıkla çeşitli kılıklara girebilirler. Cebrail de, genellikle Dihye isimli sahabenin kılığına girermiş. Bu yüzden birçok insan, Dihye’ye benzediği için, onun melek Cebrail olduğunu anlamazmış.

Ancak biz bu olaydan, Hazreti Abdullah’ın, küçük yaştan itibaren tertemiz bir kalbe ve keskin bir bakışa sahip olduğunu anlıyoruz değil mi çocuklar…

Hazreti Abdullah, sevgili Peygamberimizin tavır ve davranışlarını öğrenmek arzusuyla hep Onunla beraber olmaya çalışırmış. Teyzesi Hazreti Meymûne, Peygamberimizin hanımı olduğu için, bazı geceler Abdullah onlarda misafir olarak kalırmış. İşte böylesi geceler, Abdullah için kendisine dünyaların bahşedildiği mutlu saatlere dönüşürmüş…

Sevgili Peygamberimizle birlikte olmak, Onunla aynı havayı teneffüs etmek, birlikte namaz kılmak… Abdullah’ı tarifi imkansız derecede memnun edermiş. Yine bir gece Abdullah, bu kez Peygamberimizin gece ibadetini öğrenmek maksadıyla teyzesine misafir olmuş… Gerisini kendisinden dinleyelim:

“Geceleyin bir süre sohbet ettikten sonra, evin tek yastığına enine ben, boyuna teyzem ile Peygamberimiz baş koyarak uykuya daldık. Gece yarısından sonra, Peygamberimiz uyandı. Elleriyle gözlerini oğuşturarak doğruldu ve başını semaya kaldırarak baktı. Gecenin sessizliğinde bir süre gökyüzünü seyretti. Sonra Âl-i İmrân sûresinin son ayetlerini okumaya başladı…”

Sevgili çocuklar, hiç merak ettiniz mi, Peygamber Efendimizin okuduğu ayetlerde yüce Rabbimiz, nelerden bahsediyordu acaba?... Gelin, sevgili Peygamberimizin gökyüzüne bakarak okuduğu bu ayetleri bir kez de biz tekrarlayalım.

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün biribiri ardınca gelip gidişinde akıllı kimseler için ibretler vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yanları üzerine yatarken hep Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerlerin yaratılışını düşünürler ve şöyle derler:

“Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni bütün kusurlardan tenzih ederiz. Sen de bizi cehennem azabından koru!”

“Rabbimiz! Sen kimi cehenneme koyarsan, onu rezil etmiş olursun. Zalimlerin yardım edecek kimsesi de yoktur.”

“Rabbimiz! ‘Rabbinize iman edin’ diye imana çağıran bir davetçi duyduk ve hemen iman ettik. Rabbimiz! Sen de bizim günahlarımızı bağışla! Kötülüklerimizi ört! Canımızı iyilerle beraber al!”

“Rabbimiz! Peygamberlerine vaat ettiklerini bize de ver. Kıyamet günü bizi perişan etme. Şüphesiz Sen, sözünden dönmezsin.”

Ne kadar güzel ve yüce anlamlı ayetler bunlar, değil mi çocuklar?... Biz yine Hazreti Abdullah’ı dinlemeye devam edelim: “Peygamberimiz, bu ayetleri, sûrenin sonuna kadar okuduktan sonra kalktı. Abdestini aldı, dişlerini misvakladı ve daha sonra namaza durdu. Dikkat ettim, onbir rekat namaz kıldı.

Bir süre sonra Bilâl sabah ezanını okumaya başladı. Peygamberimiz sabah namazının sünnetini evinde kıldı. Sonra çıkarak mescide gitti ve kendisini bekleyen cemaate sabah namazını kıldırdı.”

Hazreti Abdullah, Peygamberimizi bütün kalbiyle seven, O’na hizmet etmek için can atan bir çocukmuş. Çocukluk yıllarında Peygamberimize içten bağlılığı, candan sevgisi ve samimi hizmetleri sonucunda Peygamberimizde onu çok sevmiş… Ve bir gün onu kucaklayarak, şöyle dua etmiş: “Allah’ım ona Kitab’ı öğret ve dinde bilgin kıl.”

Bu dua makbul olmuş ve 13 yaşına kadar da olsa sevgili Peygamberimizle birlikte olmaya gayret eden Hazreti Abdullah, kısa zamanda bilgin bir kişi oluvermiş. Kur’an-ı Kerim konusunda derin bilgiye sahip olduğu için ona “Kur’an Tercümanı” demişler.

Bunun yanında, isabetli görüşleriyle de dikkat çekermiş… Hatta Hazreti Ömer halifelik yaptığı günlerde, yaşlıların bulundukları meclislere Hazreti Abdullah’ı da davet ederler. Onun görüşlerine büyük bir değer verir, dikkate alırmış.




Arkadaşıma Gönder >>

Sizden önce 77 kişi okudu.

 
PUANLAR

Toplam Oy : 0 Puan : 0

Puan verebilmek için üye olmanız gerekmektedir. Lütfen üye girişi yapın eğer üye değilseniz lütfen üye olun.

 
YORUMLAR

İlk yorumu yazan siz olmak ister misiniz?

 
SENDE YORUM EKLE

Yorum yapabilmek için için üye olmanız gerekmektedir. Lütfen üye girişi yapın eğer üye değilseniz lütfen üye olun.

Yan Bloklar

Footer